ÇAĞIN PROBLEMİ: LAİK İSLAM

İslam ve Laiklik kavramı günümüzde çok revaçta olmakla beraber aynı cümlede kullanılan benzer iki kelime haline gelmiştir. Bu iki kavram hayat tarzı olma hususunda ortak oldukları için bizim aydınlarımız islam ve laikliği birbirine barıştırmaya, küs olan dağları tokalaştırmaya çalışıyorlar. Dağ dağa kavuşamadığı gibi, laiklik ve islam da birbirine kavuşamaz. Bu yapılmaya çalışıldığında ise dejenere edilmiş bir İslam ve laiklikle karşılaşmış oluruz. Bu iki kavramın terim anlamlarına bakacak olursak;
İslam: Hz. Adem'den bugüne kadar gelen, tüm peygamberlerin çağırdığı ortak davettir. İnsanlığın başlangıcından itibaren varolan ve kıyamete kadar korunacak tek dindir. Ayrıca islam bir bütündür; parçalanamaz, bölünüp esnetilemez. Yediğimiz şeye ve onu alırken kullanılan paraya kadar müdahale ederek insanın tüm hayatını disipline eden ve bununla beraber uygulandığı toplumlarda refah ve huzuru üst düzeye taşıyarak tarihe geçen bir dindir. En önemlisi insan mahsulü değil, kutsala dayalıdır. 
Laikliğe baktığımızda;
Laiklik Fransa'da doğmuştur. Fransızca'da; "Dini kuruluşların hakimiyetinden bağımsız olan kuruma laik denir."
Bu ülkede dini kuruluş deyince Katolik kilisesi anlaşılır. Yani laiklik mücadelesini hıristiyanlığa karşı değil, kiliseye karşı vermiştir. Terim olarak; Ruhban olmayan din ve devlet işlerini birbirinden ayıran bir düzendir. Ruhbanlığa tepki olarak türemiş, etki-tepki teorisi ile meydana gelmiştir.  Tarihten bugüne kutsala dayalı olmayan inanç ve ideolojilerin  (Kapitalizm, faşizm, komünizm vb.) toplumu ıslah edemediklerini, aksine ifsâd ederek o neslin tükenmesine kapı açtıklarını görürüz.

Bu kavramlara anlamı, yaşayışı ve ortaya çıkardığı insan ve toplumlarıyla baktığımızda, teoride birleşmesi mümkün olmayan bu iki kavramın pratiktede birleşmesinin mümkün olmadığını anlarız. Bu uyumlu olmayan iki parça birleştirildiğinde ortaya neye inandığı belli olmayan insanlar ve ifsâd edilmiş bir toplum çıkacaktır. Bu da neslin dolaylı yoldan tükenmesine sebep olacak ve rûhi birtakım karışıklıklara yol açacaktır.

Laiklik bir devletin özelliğidir. İnsan laik olamaz. Laiklik devletin özelliği iken onu kendine ait bir özellik olarak belirtir, 'ben laikim, sen laik değilsin' demek ya da toplumu 'laik ve laik olmayan' insanlar sınıfı olarak ikiye ayırmak sadece bir oyundan ibarettir. Ama İslam'a baktığımızda bütünlüğünden kaynaklanan bir özellik olarak hem devletinin hukûki anayasası, hem de ona müntesib insanlar, yani  müslümanlar görmüş oluruz. Bu da insanın ihtiyacı olan bütünlüğü, gerçekçiliği ve fıtratındaki ihtiyacın karşılanmasını ifade eder.
Ayrıca İslam sadece 'islam' olarak nitelendirilir ve ayrılmazken laiklik 3'e ayrılır.
1) Felsefi Laiklik:
Yani iman karşısında insan aklının kendisini yönetecek ilkeleri yine kendi ilkelerinden elde edebileceğini savunan, İmmanuel Kant'ın;  "Aydınlanma; insanın aklını kendisinin kullanmaya başlamasıdır" ifadesini, aydınlanma çağı düşüncesinin felsefi laisizmi haline getiren düşüncedir.
2) Siyasi Laiklik:
Devlet otoritesinin gelişmesinde siyasi kudretin dini kudretten ayrılmasıdır.
3) Hukuki Laiklik:
Temel hak, özgürlük ve eşitlik ilkelerinden hareketle doğrudan doğruya devletin yürütme organı ve ilkelerinden ayrılması prensibine dayanır. İlke gereğince devlet hiçbir dini tanımayacağı gibi, fertlerin bir dine sahip olmak ya da dini inançlarını tatmin etmedeki tavır, davranış ve eylemlerinde mutlak özgürlüklerini kabul eder. Devlet dini kurallara dayalı kanunlar çıkaramayacağı gibi dindarların dini yaşantılarını olumsuz veya olumlu yönde sınırlandırıcı ilkeler dikte etmez.

Laikliği bir ahlak olarak inceleyecek olursak; Tevhidi inanç ilkeleriyle ilişkisi olmayan, otoritesini ya toplumdan ya da ferdin vicdan ve iradesinden alan, kendisini akıl ilkelerine göre düzenleyen ahlak demektir. Bu anlayışın felsefî kökeninde ilk çağın "mutlu olmak için nasıl yaşamalıyım?" sorusuna bireysel haz düzleminde cevap arayan, bireyin eylem ve isteklerinden hareket eden faydacı ilkeleri gözeten ahlak(sızlık) söz konusudur. Ancak islamda kutsala dayalı, inanç ilkeleri ile paralel ilerleyen, otoritesini Rabbinden alan bir ahlak vardır. Ferdin vicdanından ahlaki kriterler alınamaz. Çünkü bu öznel bir duygudurumudur. Bir fiil bir kısım fertlere göre vicdan dahilinde iken, bir kısmına göre vicdana aykırı olabilir. Ayrıca akıl ilkelerine göre de düzenlenemez. Çünkü akıl noksan olmakla birlikte tam doğruyu bulma yetisine sahip değildir. İslami hükümlerde mutluluk esas alınmaz. Ancak hüküm tatbik edildiği takdirde zaten insana mutluluk vermektedir. İslami ahlakta haz da esas alınmaz. Hazzı esas almak insanı bozar, nefsini devleştirir ve toplum ifsâd eder. Aksine İslam'da nefsi teskiye vardır. İslam ve laiklik taban tabana zıt olan iki kavram olarak birleştirilmesi imkan dahilinde değildir.

Başından itibaren;  İslam ve laiklik kavramlarının günümüzdeki konumuna, ortaya çıkışlarına, literatürdeki anlamlarına, meydana getirdiği toplumlara, inanç sistemleri ve ahlaklarına baktık. Bunlardan çıkaracağımız en önemli sonuç: İslam bir bütün halinde olup bölünemeyecek bir düzen iken, laiklik tam tersine sadece devlet idaresini kapsayan, insanların mensup olamadığı, toplumu ifsad eden bir düzen olduğunu ve toplumun her kesimini her ferdini kapsayan, insanların hayatlarındaki kaliteyi etkileyen, "ahlak" kavramının tamamen öznel olarak ele aldığını ve göreceli bir biçimde yansıttığını görmüş olduk. Çok genel  bir kavram olan ahlakta bile toplumu bozarak, nefsi azgınlaştırıp devleştirerek birkez daha islamın yanına yaklaşamayacağını göstermiş oldu.
Mantık açısından da ilahi bir inanç ile insanların sonradan ürettiği bir ideolojiyi birleştirmek doğru değildir. İnsan kendi mutluluğunu sağlamakla beraber ebedi hayatınıda mutluluğa ulaştıracak bir yapı seçmelidir. Raşid el-Gannuşi bu konuyu birkaç cümle ile şöyle özetler: " Laiklik kavramı siyasi, sosyal ve felsefi açıdan en belirsiz kavramlardan biridir. Avrupa kökenli bir ideolojiyi, kutsala dayalı islamla birleştirmek ahmaklıktır."
Biz de onun sözüne ilaveten "dağ dağa kavuşur, laiklik islama kavuşamaz" diyebiliriz.

Rabbim dinini bilen ve üzerinde oynanan oyunları kavrayabilen müslümanlardan olmamızı nasib etsin. Bizi toplumun uyanışında öncüler kılsın.

23.05.2018

Yorumlar

  1. "Aydınlar üzerine" kitabında Sartre, burjuvazinin kendi aydınlarını yetiştirip kendi işine yarayacak fikirler ürettirdiğinden bahseder. Laikliği savunanların samimiyetle savunduğuna inanmıyorum. Olsa olsa bir takım derin güçlerin çıkarlarına hizmet eden ve maaşlarını onlardan alan fikir adamlardır onlar.
    Elinize sağlık güzel olmuş.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

DİNLENMEYİ ÖĞRENMEK

SOSYAL MEDYA VE REEL HAYAT

Değişmek | Değişime Direnç Göstermek