Kayıtlar

Nisan, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

unutmak.

Kafeste olan bir bülbüle içerlenen ve onu serbest bırakmak için bir çocuktan satın alan, kafesin kapısını açtığında bülbülün kendisini terk etmediği Süfyan es- Sevri'den söz ediyor okuduğum kitap.      "İlim susmayla başlar, dinleme ve ezberle devam eder ancak yaşadıktan sonra öğretilebilir" diyor. "Kişinin ilmi çoğaldıkça acısı da çoğalmalı, kalbe acı getirmeyen ilimden bir şey beklenmemeli" diyor. Çarşıda alışveriş yaptığı sırada kendisine bir soru yöneltiliyor. "Aklım dirhemimde takılı kaldı" diyerek soruyu cevapsız bırakıyor. Birkaç satır önce insanların kalben dünya malına daldığına içerlenen birinin aklının dirheminde kaldığını düşünmüyorum. Bu, dünyaya dalmak değil, dünya ile meşgul olduğu sırada kendini böyle bir mesele cevaplamaya ehil görmemek.     Dünya ile uğraşmadığımız zamanları arıyorum. Günü saatlere bölüyorum önce, saatleri dakikalara. Saniyelere bölmeye cesaret edemiyorum. Dünyadan kaçtığımız zamanlarda bile üzerimizde kokusunu ta...

dost.

“Kiminle dost olalım peki?” diye soranlara Bayezid-i Bistami’nin verdiği cevap şuydu: “Hasta olduğunda seni ziyaret eden, hata yaptığında tövbeni kabul edenle, sûretle değil, sîretle!” Ârif olmak en uzun meseleleri en kısa haliyle anlatma sanatı olabilir. Kelimeye baktığımızda Arapçanın en başlarında öğrenilen kelimelerden: “arafe” yani anlamak- tanımak. Yedi, içti, uyudu, koştu gibi fiillerin yanında öğrendiğimiz ve yirmi dört sigayla çektiğimiz bu fiili anlamamış olduğuma içerlerdim.            Sayfalarca anlatacağımız meseleleri birkaç cümleyle anlatıyorlar ve onların cümleleri üzerine kitaplar yazıldığı oluyor. Bayezid Bistami’yi anlatırken yazar: “Kalbini gözleriyle meşgul etmeyen fakat kelimeleriyle sorguya çeken bir dervişti o.” diyor. Bir de dervişlik çıkıyor sahneye. Onlarla aynı senaryoda yer alamayacağım, ancak sahne ve açılıp kapanan perdeyle ilgilenen bir çırak olabileceğimi anladıktan sonra dostluğu anlamış birinin ettiği iki kelam ü...

başlıksız.

Okunan akşam ezanına kulak kesiliyorum. Bahçemizde devam eden hareketliliğe ve çocukların seslerine de. Penceremden minarelerinin ışığı yanan camime bakıyorum, yanındaki binalara göz gezdiriyorum. Bir kadın balkonda çamaşır asıyor, hemen üst balkonunda başka bir kadın çamaşır topluyor. Hazin şeyler çağrıştırıyor bu sıradan manzara. Güneş evine gitti diyorum içten içe, kim kurutacak ablacım senin çamaşırlarını? Elbet kurur çamaşırlar, hatta gece uyumadan toplar belki de. Ama rüzgarın kuruttuğu ile güneşin kuruttuğu aynı olur mu? Güneş sıcak ışıklarıyla hem kurutur hem de mikrobu kırar. Oysa rüzgar toz taşır, çamaşırın üzerindeki temiz kokuyu götürürken şehrin kokusunu bırakır ardında. Ben çamaşırlarını güneşin ardından seren kadın gibiyim diyorum içten içe. Evet yüreğimi yıkadım ama kurutmak için yanlış zamanı seçtim gibi. Caddeden gürültüyle geçen araçlar benim zihnimden geçiyor sanki. Bu uçurtmalı gök benim yüreğim. Sahi nedir hayranlıkla izlediğimiz uçurtma? Üç kamış, biraz poşet bi...

söz.

        "Söz eşikte yatan bir aslan da olabilirdi, yularından çekilen bir deve de." diyor Ali Ural kitabında. Okumaya devam etsem de aklım o sözde takılı kalıyor.  Sözden bahsediyor yazar. Bu bir cümleyi bir kitap kadar esnetebilirdi aslında. En azından bir paragrafla da açıklayabilirdi. Ama yazar bir cümleyle okuyucuyu düşündürmek istiyor anlaşılan. Ali Ural'ın tarzı biraz da örtülü yazmak galiba.         "Söz, eşikte yatan bir aslan..." Bir aslan söz konusu ve eşikte yatıyor. Aslan besleyen biri o aslanla başkalarının sonunu getirebileceği gibi, sahibi olduğu aslan tarafından kendi sonu da gelebilir.  Demek ki söz dediğimiz şey şairin dediği gibi sadece boşluğu dövmüyor. Başkasının sonunu getirebileceği gibi kişinin kendi sonu da olabiliyor...  Aslında direkt konuyla ilgili olmasa da peygamberimizin "aslandan kaçar gibi vebadan kaçın" hadisi geliyor. Veba... Salgın hastalık. Aslanı açıklamaya gerek yok. O aslanı uyandırmama...

Değişmek | Değişime Direnç Göstermek

Resim
                                     "Değişmeyen tek şey değişimdir. İnsan doğumundan ölümüne hep değişir. Değişim, dünden daha iyiysen, iyidir. Lakin, sırf başkaları istedi diye değişirsen, bu değişim değil, teslimiyettir." Üzerinde uzunca düşünülmesi gereken bir söz... "Değişmeyen tek şey değişimdir" diyor.  Sormadan edemiyorum; kime göre değişim, neye göre değişim?           Tanıdığımız biriyle yıllar sonra  görüştüğümüzde genelde "çok değişmişsin!" diyoruz. Ya da uzun süredir bizi görmeyen birinin görür görmez ilk söylediği cümle "ya sen çok değişmişsin" oluyor. İnsanların kolaylıkla değişebildiğini düşünmüyorum. Daha doğrusu hayat tarzının insanı bu kadar kısa sürede -birkaç yılda- değiştirebileceğini de düşünmüyorum. Belki o insan bahsedilen değişimin aksine kendisi olmuştur, kendini bulmuştur. Aslında yıllar sonra gördüğümüz o kişi aslında ta...

DİNLENMEYİ ÖĞRENMEK

   Bana anlatılan ve anlatılmayanları düşünüyorum. Öğrendiklerimi ve öğrenmediklerimi. İnsan pekala neyi öğrenmediğini de bilebilir. Sadece biraz düşünmek gerekiyor, tarafsızca ve kendine tolerans tanımadan düşünmesi gerekiyor... Dinlenmeyi bilmiyoruz. "Dinlenmek" fiilini de, kaliteli dinlenebilmeyi de bilmiyoruz. Bize yorgunluğu öğretenler neden nasıl dinlenebileceğimizi öğretmezler ki? Oysa koşunca "yoruldum" diyoruz, canımız sıkılınca "yoruldum", kendimizden bir kaçış cümlesi; "yoruldum". Oysa bir fiildi yorulmak. Koşmak gibi, yemek gibi hatta tüm bedenin hareketlerini en minimal düzeyde devam ettirdiği uyumak gibi bir fiildi. Şimdi herkese geçmeyen bir yorgunluk hakim gibi. Düşünüyorum da sanki bir peri elinde büyükçe bir çuvalla evlerimizin üzerine yorgunluk tozu serpiyor gibi. Günde altı saat uyku dinlendiremiyor bizi. Acaba dinlenmek bedenin eylemsizlik hali midir? Zihnî ve kalbî olarak dinlenmek de bedeni hareketsiz bırakarak ger...

HANZALA MÜNAFIK OLDU!

Okuduğum kitapta Hz. Ebubekir ve Hanzala arasında geçen bir diyalog var. Birçok defa duymuş olduğumuz bir hadise olabilir. Ama biz İbni Mesud'u defalarca okuduğu halde meydanlara çıkmaktan korkanlarız. Bedir savaşının galibiyetini anlatırken sokaklara çıkıp tekbir getirmek isteyen, Uhud'un mağlubiyetine ve asrımızda gördüğümüz emarelerine ağlayan, Hendek savaşında Allah Rasulünün kırdığı kayadan çıkan kıvılcımın müjdesiyle Roma'nın fethinin hayalini kuranlarız. Defalarca dinlediği meseleler karşısına gelince unutan, nasihatlere sağır kesilenleriz. O yüzden yine okumak ve bu sefer yazmak istedim. Hanzala'nın fehminden, Ebubekir'in yoldaşlığından, Allah Rasulünün tavsiyesine uymak için sebat isteyerek yazıyorum. Hz. Ebubekir ve Hanzala arasında geçen diyalog şu şekilde: Hz. Ebubekir Hanzala'ya sordu: Hanzala Nasılsın? Hanzala Hz. Ebubekir'e şöyle cevap verdi: Hanzala münafık oldu! Cevap Hz. Ebubekir'i oldukça şaşırttı. Subhanallah! Sen ne diyor...

ŞAHSİYET VE GENETİK FAKTÖRLER

Resim
Uzun zamandır aklıma takılan “soyaçekim” konusu üzerinden;  aklımdaki soruları cevaplandırmak ve meseleyi daha iyi anlamak için,  şahsiyette genetik faktörlerin fonksiyonu ve bu faktörlerin sınırlarını inceleyeceğim. Soyaçekim: Çevre etkileriyle köklü olarak değiştirilemeyen özelliklerin gen yoluyla bir kuşaktan diğerine aktarılmasıdır. Tanım üzerine düşünüldüğü zaman oldukça can sıkıcı bir durum söz konusu. Sizin hiçbir fonksiyonunuz yokken genetiğinizde yüklü olduğu için bazı huylarla hayatınızı devam ettirmek zorundasınız çünkü DNA’nızda yüklü şeyleri değiştirme yetisine sahip değiliz. Acaba mesele gerçekten bundan ibaret mi? Mark Wolynn “ Seninle Başlamadı” kitabında genetik faktörlerin fonksiyonundan bahseder. Kitabı okurken birçok yerde “acaba bu huyumu kimden almış olabilirim” diyerek zihninizde nineleriniz ve dedeleriniz üzerinden bir mizaç tarama testi uygularsınız. Kitabın “Aile Zihni” bölümü şu paragrafla başlıyor; “Basitçe söylemek gerekirse...

Film Analiz | JUST MERCY

Resim
   2019 yılında Destin Daniel Cretton  yönetmenliğinde çekilen ABD yapımı bir hukuk dramasını izliyorsunuz.  Film 2 saatlik ve içindeki tüm karakterler gerçek kişilerden oluşuyor. Bir tür biyografi filmi izlediğiniz için film üzerinde daha ciddi düşünüp mesajlar çıkartabiliyorsunuz. Filmin kısaca konusuna gelecek olursak; Film başrol oyuncusu   Bryan Stevenson Harvard'dan yeni mezun siyahi bir avukattır. Haksız yere infazı istenen mahkumlar için çalışmaya başlar ve ailesinden ayrılıp Alabama'ya yerleşir.  Irkçılık ve siyahiler üzerine biraz araştırma yapan herkes Alabama eyaletinin bu konudaki katı ve haksız tutumunu hatırlayacaktır. Martın Luther King'in öncülüğünü yaptığı özgürlük yürüyüşleri Alabama'da başlamış ve binlerce zenci ırkçılığa karşı verdikleri mücadelede kasıtlı olarak öldürülmüşlerdir. Yine aynı şekilde zencilerin deniz yoluyla taşınıp pazarlarda köle olarak satılması da en çok Alabama eyaletinde olmuştur. Eyaletin ...

SABAHIN RABBİNE ANDOLSUN!

Resim
      Sabahın erken saatleri. Mahlukat uykuda, kuşların insanı mest eden sesi duyuluyor. Pencereyi açtığımda biraz insanı üşüten havayla birlikte hangi ağaçtan geldiğini bilmediğim çok güzel bir koku doluyor odamın içine. Bu kadar yükseğe ulaşan kokuya şaşırıyorum. Rüzgar taşıyor olmalı diyorum, acaba daha neler taşır şu rüzgar? Boşluğa bıraktığım dizeleri taşır mı, göz yaşlarını, kuşların sesini, avazım çıktığınca korumaya çalıştığım sessizliğimi? Bilmiyorum. Şu an bunları bilmek de istemiyorum. Kardeşimin ritmik nefes alış-verişi okuduğum kitabı kapattırıyor bana. Uykuyu düşünüyorum. Zihnimde olanları toparlamak için yazmaya başlıyorum...       Uykunun insan bedeninde zaruri bir ihtiyaç olduğu âşikar. Tüm zihinsel fonksiyonları kendisinde topladığı da bilinen bir gerçek. Ama benim ilgilendiğim kısım zahiri yani bedendeki fonksiyonu değil. Onu doktorlar konuşsun ya da psikiyatristler… Uyku bir bakıma minyatür bir ölümdür. Ruhun bedenden a...