başlıksız.


Okunan akşam ezanına kulak kesiliyorum. Bahçemizde devam eden hareketliliğe ve çocukların seslerine de. Penceremden minarelerinin ışığı yanan camime bakıyorum, yanındaki binalara göz gezdiriyorum. Bir kadın balkonda çamaşır asıyor, hemen üst balkonunda başka bir kadın çamaşır topluyor. Hazin şeyler çağrıştırıyor bu sıradan manzara. Güneş evine gitti diyorum içten içe, kim kurutacak ablacım senin çamaşırlarını? Elbet kurur çamaşırlar, hatta gece uyumadan toplar belki de. Ama rüzgarın kuruttuğu ile güneşin kuruttuğu aynı olur mu? Güneş sıcak ışıklarıyla hem kurutur hem de mikrobu kırar. Oysa rüzgar toz taşır, çamaşırın üzerindeki temiz kokuyu götürürken şehrin kokusunu bırakır ardında. Ben çamaşırlarını güneşin ardından seren kadın gibiyim diyorum içten içe. Evet yüreğimi yıkadım ama kurutmak için yanlış zamanı seçtim gibi. Caddeden gürültüyle geçen araçlar benim zihnimden geçiyor sanki. Bu uçurtmalı gök benim yüreğim. Sahi nedir hayranlıkla izlediğimiz uçurtma? Üç kamış, biraz poşet bir de ip değil midir? Yüreğimizi böylesine halden hale sokan şeyler biraz da uçurtma gibi değiller mi? Gökyüzündeyken çok güzel ancak baktığımız zaman kamış ve poşetten başka bir şey değildir aslında.
      Bugün kardeşlerim büyükçe bir uçurtma yapmak için neredeyse gün boyu uğraştılar. Aslında son bir haftadır her gün çıkıp uçurdukları bir uçurtmaları vardı ama küçük kardeşim daha büyük bir tane isteyince kocaman bir uçurtma yaptılar. Biri cildini tutuyor, babam kamışları adını bilmediğim ama penseye benzeyen bir aletle aynı boyda kesiyor, biri ipi baştan sarıyor. Salonun her yeri ıvır zıvır eşya dolu. Erkek kardeşim büyük uçurtmayı beraber uçurmanın sözünü veriyor bana. Birkaç balon almış marketten, yükselince balonları da bağlarız, ip verdikçe güzel olur diyor. Pek anlamasam da o büyük uçurtmanın uçacağını düşünmüyorum. Bilmiyorum içimde uçmayacağına dair bir his var. Yine de kardeşimin nadir görünen ince tarafını görmek için söylemiyorum. Üç uçurtmayı alıp dama çıkıyorlar, uçurtmalar yükselince beni çağıracaklar. Yarım saat geçiyor, bir saat geçiyor ses yok. Çok geçmeden aşağı iniyorlar, annem neden yüzlerinin asık olduğunu soruyor. Küçük kardeşim ağlamaklı bir şekilde "rüzgar yoktu. En küçüğünü bile uçuramadık" diyor. Annem: "siz ancak uçurtmayı yapabilirsiniz, rüzgar Allah'ın emrindedir. Yarın yine denersiniz" diyor. Biraz tanıdık geliyor bu cümleler. Rüzgar Allah'ın emrindedir de zaman değil midir? Rüzgarı elinde tutanla yürekleri elinde tutan yine aynı Allah değil midir? Hem onun izni dışında ağaçtan yaprak düşer mi? Böyle düşününce kaldırım kenarında üst üste yığılmış yapraklar geliyor gözümün önüne. Biraz tuhaf oluyorum. 
    Sonra kardeşim uçurmaya çalışırken iple elini kesmiş. Annem söyleniyor "oğlum sen küçük müsün" diyor. "Rüzgar yoksa uçar mı, uçmadığını gördüğünüzde inseydiniz ya aşağı!" diyor. Bu cümleler de biraz tanıdık geliyor bana. Hiç konuşmuyorum. Dama çıkarken yanımda götüreceğim balonlar hala cebimde, gidip kardeşimin çekmecesine koyuyorum. Evde mahzun bir hava yok. Kesinlikle üzgün değiller, biri çay koydu az önce, diğeri isim şehir için kağıtları hazırlıyor. Uçmayan uçurtma benim uçurtmammış gibi ben üzülüyorum. Onlar rahat, eli kesilen kardeşim rahat. Biraz Yusuf üzgündü, gelen geçen başını okşadı, yarın yine çıkarız dediler. Sonra benim yanıma geldi, biraz bilmiştir "benim derdimi sen anlarsın, beni biraz teselli etsene" deyip başını dizime koydu. Evet dedim, aynı derde sahip gibiyiz. Sonra kaldırdım dizlerimden, uzandım küçük dizlerine. Şimdi söyle dedim, bir uçurtman var, renkleri senin sevdiğin renkler, böyle kamışlarını bile boyamışsın. Araya giriyor; "abla kamışlar boyanmaz diyor, görünmeyen şeyi niye boyuyorsun?" Dur diyorum, dinle! Kamışlarını bile boyamışsın, kuyruğu upuzun. Diyorsun ki bu uçurtma bir uçsa marstan yakalayabilirler. Gülüyor, "abla marstan tutarlar uçurtmayı iple beraber sen de gidersin" diyor. Gülme diyorum, derdimi anlatıyorum, biraz ciddi ol! İşte marsa kadar uçar zannediyorsun, sonra uçmuyor. Sen teselli et beni ne yapmalıyım? Ciddileşiyor, gözleriyle sağ tarafa bakıyor, düşünüyor. "Terazisini kontrol ettin mi"diyor. "Terazisi yamuksa uçmaz, uçsa da böyle takla açarak uçar sonra yere çakılır." 
Düşünüyorum, terazisini kontrol etmedim aslında. Hatta aklıma bile gelmedi. Bunu daha sonra düşünmek üzere öteye kaldırıyorum.
Tamam diyorum, terazide yamuk yok ama yine uçmadı?
"Abla annemin dediklerini duymadın mı? O zaman Allah izin vermemiştir. Rüzgar estiği zaman uçurursun." 
Artık yaz gelmişse, rüzgar bir daha esmezse?
"Iıııı, gelecek sene uçurursun. Yani Allah korusun ölmezsen uçurursun."
Tamam deyip kalkıyorum dizlerinden. "Gözlerin duygulanmış, niye bu kadar üzüldün ki?" diyor. "Kocaman kız oldun abla yaaa! Uçurtma için mi üzülüyorsun! Gözlerin yine su damlatırsa babama söylerim seni." diyor. Sonra neden yanıma geldiğini unutmuş bir şekilde hızlıca ayrılıyor.
Bugünlük duymak istediklerimi duydum. Teselli dinlemek için iyi bir yöntem olabilir ya da kendi kendini teselli etmek için. Tüm sıkıntılar ve sorular masaya yatırılır, duymak istenilen şeyler kendi yüreğine fısıldanır. Zaten yüreğine en yakın olan kişinin kendisidir. Yüreğinin duyması için fısıldaması yeterlidir...

Yarın Ramazan. Aslında akşam ezanını dinlerken yarını düşünmüş, herkesin kulağı ezanda olur demiştim içten içe. Kalem bildiğini okuyor orası ayrı mesele. 
Hedefler belirlemeli, nefsimizle savaşırcasına nafileleri artırmalıyız. Sahura kadar oturmak- okumak biraz cazip gelse de uyumadan teheccüd olmayacağını da unutmamak gerektiğini düşünüyorum. 
Bilmiyorum... Bu ayı hakkıyla ihya edemezsem bir daha iflah olmam gibi geliyor. Hem Cebrail as. "Ramazanda kurtulmayanın burnu yerde sürtünsün" diye dua edince, efendimiz de "amin" diyor. Korkuyorum. Kurtulmak istiyorum.  Bu ayda kurtulmak istiyorum. Gönül mülküm senin elinde Rabbim. Sen mülkünü koruyansın. Bizi bize bırakma. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DİNLENMEYİ ÖĞRENMEK

SOSYAL MEDYA VE REEL HAYAT

Değişmek | Değişime Direnç Göstermek