Değişmek | Değişime Direnç Göstermek

                                  



  "Değişmeyen tek şey değişimdir. İnsan doğumundan ölümüne hep değişir. Değişim, dünden daha iyiysen, iyidir. Lakin, sırf başkaları istedi diye değişirsen, bu değişim değil, teslimiyettir."

Üzerinde uzunca düşünülmesi gereken bir söz...
"Değişmeyen tek şey değişimdir" diyor. 
Sormadan edemiyorum; kime göre değişim, neye göre değişim?
          Tanıdığımız biriyle yıllar sonra  görüştüğümüzde genelde "çok değişmişsin!" diyoruz. Ya da uzun süredir bizi görmeyen birinin görür görmez ilk söylediği cümle "ya sen çok değişmişsin" oluyor. İnsanların kolaylıkla değişebildiğini düşünmüyorum. Daha doğrusu hayat tarzının insanı bu kadar kısa sürede -birkaç yılda- değiştirebileceğini de düşünmüyorum. Belki o insan bahsedilen değişimin aksine kendisi olmuştur, kendini bulmuştur. Aslında yıllar sonra gördüğümüz o kişi aslında tam olarak öyle bir insandır.
         Yaş ilerledikçe insan kendisini tanıyor, karakter oturuyor, prensipler belirleniyor. Çocukken su gibi bulunduğu kabın şeklini alan bir yapıya sahipken, takvimde yılları devirdikçe, birkaç defa düşünce, biraz hastalık, biraz nankörlük görünce insan kendini bulmaya başlıyor. Yani yeni bir kat boya vurmuyor kendine, altta kalan rengini buluyor.
        Değişime yenilenmek gözüyle bakıldığını ve bu konuda yanıldıklarını düşünüyorum. "Değişmiş" dediğimiz insanlar kendilerine bir kat daha boya vurmuyorlar, bundan önce vurdukları boyaları kat kat kazıyorlar aslında. Ki duvarın gerçek rengi ortaya çıkabilsin. Ve şimdiye kadar gerek ailenin gerek çevrenin gerek de hayat şartların kendilerinin eline zorla tutuşturdukları, hafif ama taşıdıkça ağırlaşan bir market poşeti gibi yanlarından ayırmadıkları örtülerinden kurtuluyorlar. 
          Değişim, içeriden dışarı doğru başlar. Yani sanıldığı gibi dış kuvvetler insanı değiştirmeye yetmez. "Bir seminere katıldım, hayatım değişti" ya da "bir kitap okudum, kendimi buldum" gibi sözlerin ardında kişinin içe dönük yaptığı bir muhasebenin zaferi vardır. Aksi takdirde kitaptaki cümleler içimizdeki kötü düşünce ve hatalarla savaşıp zafer sancağını dikme gücüne sahip değildirler. Biz algılarımızı açmadığımız sürece hiçbir dış kuvvet bizi içimize döndüremez ve bizi değiştiremez. 
        Bazı filmlerde iğreti tipler olur. Bunlar genelde ya katil ya da hırsızlardır. İzlerken onlara karşı negatif düşüncelerimin arasında "aslında değişebilirler" diye düşündüm hep. Düşüncemin arkasında yatan sebep bitmeyen ümit sendromu değil; insanın fıtraten temiz olarak yaratılmış olması. Kötü dediğimiz insanların kalbi kötü olarak yaratılmamıştır aslında. Ve değişmeleri için sanıldığı gibi yeni yeni malzemelere ihtiyaçları da yoktur. Şimdiye kadar kalpleri üzerine vurdukları sahte boyaları teker teker kazıyacaklar. Belki çok kolay bir işlem olmayacaktır. Derinlere indikçe insanın acısı artar. Ama sonunda özünü, iyiliği bulur. 
Biraz içimizi kazımamız gerek belki de. 
Herkesin küçükken toprak kazmışlığı vardır. Kazdıkça değişik değişik şeyler çıkar karşımıza. Cam parçaları, yiyecek ambalajları, solucanlar ve daha neler neler. Solucan çıktığını görünce korkup bırakmıştım kazmayı. İlkokul birinci sınıftım diye hatırlıyorum. Toprağın üzerinde yürürken hep altında solucanların yaşadığı düşüncesinden uzun süre kurtulamadım. O yılın yazında köye gittik, yalın ayak toprağa basmamızı söyleyen babama da solucanları söyledim. "Toprağın üzerine basınca solucanları görmezsin. Oturup kazmakla uğraşırsan görürsün. Hem küçücük hayvan, nesinden korkuyorsun solucanın!" demişti. Pek hikmetli sözler değiller. Ancak şimdi derinlere inince ve toprakla beraber zihnimi de kazınca aynı tedirginlikle karşılaştığımı görüyorum. Ama bu sefer biraz farklı olmalı, üzerinde yürümemeli, oturup daha derin kazmalıyım. 
      Değişmek kolay değil. Yani özüne dönmek. Ve elde ettiğin sonuçla "ben böyle bir insan mıydım" demek de var. Korkuyor insan. Derinlerindeki şeylerden korkuyor. Toprağın üzerinde yürüyoruz biz, altında ne olduğu muamma...

       İyiye doğru değişimle beraber bir de kötü değişime direnç gösterme tarafı var...
Siz elinizde bir bezle yürürsünüz sokaklarda. Gönül aynanıza değen lekeleri anında silersiniz. Birileri elinizden bezi almaya çalışır, birileri gönül aynasını unutturur, birileri lekeleri çiçekli desenler gibi hoş göstermeye başlar size. Direnç göstereceksiniz!
Caddelerden başı yerde yürüyenin çenesinden tutarlar 'boynun bükük yürüme' derler, vitrinleri gösterirler. Direnç göstereceksiniz! 
Biri elinizden kalemi alıp güzel bir ayna tutuşturur, hani aynaya bakmak kadının fıtratında vardır derler. Sûretinizden başka bir şey göstermeyen aynayı bırakacak, kalbinizi gösteren kaleminizi alacaksınız.
Her ay yeni yeni giysiler düşer trendlere, hem alabilirsiniz de, söylemeniz yeterlidir. Direç göstereceksiniz, kefensiz ölen Musabları düşüneceksiniz.
Bir de gönül aynanıza yansıyan güzellikler vardır, onları lekeye dönüştürmeyecek, direnç göstereceksiniz!
Birileri boyalarını kazırken zorlanacak birileri de yeni boyalar vurmamak için. Değişimde değişmeyen şey zorluk oluyor galiba.

İnsanın yedi yıllık döngüsünden bahsedilir. Her yedi yılda insan baştan aşağı değişebilirmiş. İlk yedi çocukluk, ikinci yedi gençlik, üçüncü yedi yetişkin gençlik dönemi oluyor. En önemlisinin üçüncü yedi olduğu söyleniyor. İnsan yetişkinliğe nasıl girerse bir sonraki döngüye kadar zor değişirmiş. 
Bu değişimin yedi yıl gibi bir sürede mümkün olması büyük nimet aslında. Musa (as)'ın kavmi kırk yıl çölde avare avare dolaştılar. Kur'an böyle anlatır ve müfessirler bu ayeti tefsir ederken "bir neslin değişimi kırk yılda tamamlanır" diye tefsir ederler.
Her insan bir nesildir aslında. Hani yaşlı bir adamın ağaç ekmesinden bahsedilir. Meyvesini göremeyeceği bir ağacı neden diktiğini soranlara "ben, benden önceki dikilen ağaçların meyvesini yiyorum. Benden sonrakiler de benim diktiğim ağacın meyvesini yiyecekler" der. Ya da buna benzer bir şey. Biz, bizden öncekiler gibiyiz aslında. Bizden sonrakiler de bizim gibi olacaklar. Tabiinden itibaren sürekli kötüye evrilen bir değişimi izledik. Tarih kötü üzerine tekerrürünü sekteye uğratmadan devam ettirdi...
         Artık dünyayı değiştirmek gibi hedeflerim de yok. Artık bu istekte olan birilerinin var olduğunu da düşünmüyorum. Ya dünyanın bir parçası oldular ya da kendilerini bile değiştiremiyorken değil dünyayı, evlerini bile değiştiremeyeceklerini anladılar. 
Kendimizi değiştirelim. En sağlamı bu oluyor. Gerek üzerimizdeki boyaları kazıyarak gerek de boyanmamak için savaşarak. Ama bir şekilde değişmeliyiz. İçimize doğru, iyiye doğru...





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DİNLENMEYİ ÖĞRENMEK

SOSYAL MEDYA VE REEL HAYAT