Kayıtlar

2019 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Biz Mağlup Olmuş Bir Medeniyetin Çocukları mıyız?

"Biz mağlup olmuş bir medeniyetin çocuklarıyız" diyor Yahya Kemal Beyatlı.   Biraz düşünüyorum bu sözün üzerine. Önümde duran dergiyi unutuyorum. "Okurken a ynı zamanda düşündüklerinizi  yazın" diyen hocamın nasihatine uyup yazmaya başlıyorum. İlk etapta aklıma Tanzimat devrinde aldığımız yaralar geliyor. Yenilgi psikolojisi, tekke ve zaviyelerin kapatılması, dini ve fenni olarak ilimlerin ikiye ayrılması... Dünyada en ileriyken batının cilalı yüzüne aldanıp tembelleşmemiz, İttihat ve Terakki cemiyeti, Jön Türkler... Film şeridi gibi gözümün önünden geçiyor hepsi. Şu kitapta da şöyle diyordu, bu belgesel de böyle, şu hoca şöyle anlatmıştı, bu arkadaşımla ne kadar uzunca konuşmuştuk bu meseleyi... Zihnimde uçuşan verileri yakalayıp uygun yerlere koymaya çalışıyorum ama nafile. Söz oldukça garip. Bir mağlubiyet var ortada ve daha ağırı bunun bir medeniyet olduğunu söylüyor Yahya Kemal. Evet biz batının sistemi karşısında mağlup olduk! Evet biz tembelliği yüzünden...

SORULAR ÜZERİNE | Nasılsın?

        İnsan bazen duraksıyor. Sanki bir şeyler eksik gibi oluyor. Sanki yolculuktan önce nüfus cüzdanını evde unutmuş gibi, sanki istemeden kalbini kırmış gibi birinin, sanki dalgınlığına gelmişte yıllardır kullandığı bardağını yere düşürmüş; o da ilk düşüşünde kırılmış gibi. Kırık cam parçaları elime değil de kalbime batıyor gibi... Kırıkların üzerinde içemediğim çayın sıcaklığı, içimde tüm zerrelerimi donduran soğuk bir vicdan azabı; "neden dikkatli olmadım!" Bazen insan duraksıyor. Biri tutsun kolundan, "nasılsın?" diye sarssın onu, sorar gibi değil, azarlar gibi, kızarak, bağırarak söylesin; "NASILSIN!" Telefon Çalar: +Efendim? - Ben soru işareti + Uzun zamandır aramadınız, aklınız rahata ermiştir diye düşünmüştüm.  - Son zamanlarda gayet iyiyim, bugün aklıma takıldı, sahi nasılsınız? + Anlamadım... - Siz diyorum; nasılsınız? Halinizi anlatın; dinleyeyim... + Uzun zamandır bana sorulmayan bir soru diyebilirim. Klasik nasılsın diyal...

BAK İBRAHİM | 3

      Bak İbrahim; Hayat; yıllardan, yıllar haftalardan, haftalar günlerden ibaret bir oyundur. Bir gün yirmidört saattir. İlkokul çocuğunun bile bildiği bu bilgiyi hatırlatma ihtiyacı hissettim. Saatlerin geçiş hızı kadar günlerinin çabuk bittiğinin ve bu günlerin ömründen gittiğinin farkında ol. Kolundan saatini çıkartma, olur da bir gün gaflete dalar, boş oturma günahına düşecek olursan saatini kulağına dayarsın. Yelkovanın işleyiş sesi seni harekete geçirmeli. Aslına bakarsan saatti-sesti hepsi bahane. Eğer içten motorlu olursan her mesele senin için bir muharrik olur. Geçen saat, otobüsteki ağzı bozuk şoför, caddelerde dünyadan bir haber dolanan-kimsenin canını acıtmayan gençler seni harekete geçirir. Sen yeter ki hareket halinde olmak iste. Allah sana karinelerle yol gösterecektir.  Bak İbrahim;  Hayat oyununun en güzel, en heyecanlı, en deli bölümü gençlik çağıdır. Gençlik dünyanın güneşin etrafında bir defa dönmesi kadar hızlı geçer. "Gençsin" lafları...

BAK İBRAHİM | 2

                         Bak İbrahim;   Hayat fazlaca karmaşık bir oyundur. "oyun" tabirini ben değil Rabbim kullanıyor. O yüzden nefsinin sana oynadığı oyunlara, ortak birkaç tevafuğa kanma! Dalgalı deniz durulduğunda geriye masumiyetini yitirmiş bir sen kalacaksın, bunu unutma. Masumiyet bu, biri-ikisi , ilki sonu olmaz; zedelemeye gelmez. Geçen sefer Hayatını Allah'a bırakmaktan bahsetmiş ama devamını getiremiştim. Aklıma hangi kitapta okuduğumu hatırlamadığım bir kıssa geldi: - "Adamın biri nasıl oluyorsa bir uçurumdan düşecekken bir dal parçasına tutunur. Yardım ister - bağırır, en sonunda 'Allah'ım yardım et' der. Gaybdan bir ses gelir; Ben Allah'ım. Düşmeyeceksin! Şimdi tuttuğun o dalı bırak.. Adam mı? Kimse yok mu diye bağırmaya devam eder. Dalı bırakacak güven yoktur kalbinde. " Hikayenin sonu yok. Zaten böyle hikayelerin sonu da olmaz öyle değil mi? Eğer bıraksaydı bir sonu olurdu.  Hayatını Allah'a ...

BAK İBRAHİM | 1

                         Bak İbrahim ;   Hayat insanı oyalayan meşgaleler barındıran bir oyundur. " dünya muhakkak bir oyun ve eğlenceden ibarettir " demiş Rabbimiz..  Dünyanın oyununa ve süsüne kanan yığınla insan var. Açık oynayalım ; biz de birçok defa oyuna dahil oluyoruz..  Dünyanın tatlı gafleti insanı sarhoş etmeye yeterken , tatlı uykusu da ona içinde bulunduğu hâli unutturuyor. Ama unutmamak lazım ki sarhoşluk cezanın düşmesi için illet değildir. Yani kişi sarhoşken suç işlese , bunu mazaret kabul edemez. Çünkü içerken sarhoş olacağını bilerek içiyordu. Sarhoşken işlediği suçun cezası ; ayıkken işlediği suçun cezasıyla aynıdır. Sen de bu dünya için çalışırken sarhoş olacağını biliyorsun. "Para insanı değiştirir ama benim niyetim belli" diyerek kendini bile kandıramıyorsun.. Bir amacın olmalı. Eğitimini , mesleğini , en kısa yoluyla hayatını yoluna bağlayacağın bir şiarın.. Bak İbrahim ;  Bu d...

Sorular Üzerine 3 | ÖLÜM KORKUSU

      Korkuyorum... Herksin bu hayatta korktuğu bir şeyler vardır. Kaybedecek çok şeyimiz var, bileklerimize ağırlık yapıyor; yürüyemiyoruz. Adeta sürünüyoruz dünyanın yollarında. Dimdik yürüdüğümüz caddelere aldanmamak gerekiyor; yüreğimizdeki kamburu yalnızca biz biliyoruz. Aşikar edemediklerimiz, kaçtıklarımız ve itiraf edemediklerimizle yaşıyoruz. Evet ama nereye kadar! Nereye kadar kaçabiliriz korkularımızdan?  Telefon Çalar: + Efendim... - Ben soru işareti. Sormak istediğim şeyler var... + Dinliyorum, buyrun. - K orkuyorum.  Yıllar oldu aynı yerdeyim, korkularım ilerlememe engel oluyor. Benimle korkularımın üzerine kadar gelir misiniz?   + Ne anlatmamı istiyorsunuz? - Birçok şey var korktuğum. Öncelikle bana biraz korkuyu anlatın. + Dünyadan geçiyoruz; buradan üzerimize sinen birçok duygu var. Yaşamın tadı mutluluk var mesela, aynı yaşamı karartan hüzün. İnsanların kalplerinden başlayıp tüm dünyayı mahfeden nefret var, öfke var...

NEREDESİN - ŞİİR

Neredesin… Yaralı vücudum kanlar içerisinde Hani aşk hani iman neredesin Mazlum kıvranıyor zalimin pençesinde Hani dost hani Müslüman neredesin? Beynim bulandırılıp saçmalıklar dolduruldu Ben ruhumu,ben insanlığımı özlüyorum Şahadet gülüm açacakken,dalında solduruldu Leylama kurban edecek vücudum neredesin? Analara küfür eden oğullarda varmış ülkemde Hz. Hasan'ı Hüseyin'i özlüyorum Allah'a inanmayan gavurlarda varmış ülkemde Yaradana köle olan evliya neredesin? Zindanda kardeşlerim can verirken Hararetle bayramlar kutlanır ülkemde Müslümana radikal,yobaz denirken Sen dinin sözcüsü neredesin? Her toprak altında mazlumun ahı yatıyor Hesabını soracak mücahidi özlüyorum Sorumsuz gençler var ülkemde Hani emanet,hani yemin neredesin? Sen ki azgın yaralara derman olacaktın Sen ki tağuta Hakkı ferman olacaktın Böylemi duracaktın Hz.Hamza, Allahı'n arslanı neredesin? Camilerde benim değil ,mescitler de Tevhidi haykıran Ebuzer'i özlüyorum Yalan dolu fetvalar gezi...

Sorular Üzerine 2 | SOMUT - SOYUT

Karanlığın güneşin ışığını yuttuğu bir gece... Güneş bile vazgeçmiş bugünden, soru işaretleri bir türlü vazgeçemiyor. Ağır ağır öldürmekten ziyade, zorla sükutun deli gömleğini giydiriyor gibiler. Geceden kalan avuç avuç sessizlik, yığınla soru, biraz bekleyiş ama artık çoğunlukla vazgeçiş. Geceden kalan masama dizili soru işaretleri. Geceden kalan gündüzün mağlubiyeti, güneşin çaresiz vazgeçmesi bugünden. Güneş bile vazgeçti bugünden, ben vazgeçemiyorum... Telefon Çalar: + Efendim. - Ben soru işareti. Biraz rahahtsız edeceğim sizi, sonra isterseniz yine kapatabilirsiniz. + Buyrun, dinliyorum. - İnsanlar "somut" ve "soyut" diye ikiye ayırıyorlar her şeyi, ben bunu pek anlamadım. Arama motorlarının verdiği "elle tutulur, gözle görülür" cümlesiyle başlayan veriler de çok içime sinmiyor açıkçası. Daha iyi bir cevabı olmalı... + Örnek verebilir misiniz?  - Mutluluğa, acıya, hüzne soyut; elmaya, masaya, perdeye somut diyorlar. İçime sinmeyen bir ...

Sorular Üzerine 1 | MUTLULUK

- 15 yaşımda yazmaya başlayıp devamını getirmediğin onlarca yazıdan sadece bir tanesi. Birkaç yerinde oynama yapıp bir seri halinde yazmaya karar verdim. Belki de basitseyip yazmaktan vazgeçmemek gerekiyor. Mürekkep bize kalbimizi hatırlatıyor. Hayatta birçok soru işareti var. Eğer noktalama işaretlerinden bir silah yapmamı söyleselerdi sadece soru işaretini seçerdim. Çünkü sorular insanı ağır ağır öldürür. Ağır ağır ve acılar içinde... Telefon çalar: + ... - Alo, kiminle görüşüyorum? + Ben soru işareti, nasılsınız? - İyiyim, siz nasılsınız? + Hep iyi misinizdir, hep mutlu ve neşeli, hiç kötü olmaz mısınız? - Genelde mutlu olmayı tercih ederim, canımın sıkıldığı da olur elbette. + Mutlu olmayı mı tercih edersiniz, mutluluk bir tercih meselesi midir? - Mutluluğu ararsanız tercih edebilirsiniz. + Nerede bulabilirim onu? - Kalbinizde... + Kalbim fazlasıyla dağınık, mutluluk uğramaz oraya, uğramıyor da.. - O zaman mutluluğa elverişli bir mesken haline getirin kalbinizi....

ÇAĞIN PROBLEMİ: LAİK İSLAM

İslam ve Laiklik kavramı günümüzde çok revaçta olmakla beraber aynı cümlede kullanılan benzer iki kelime haline gelmiştir. Bu iki kavram hayat tarzı olma hususunda ortak oldukları için bizim aydınlarımız islam ve laikliği birbirine barıştırmaya, küs olan dağları tokalaştırmaya çalışıyorlar. Dağ dağa kavuşamadığı gibi, laiklik ve islam da birbirine kavuşamaz. Bu yapılmaya çalışıldığında ise dejenere edilmiş bir İslam ve laiklikle karşılaşmış oluruz. Bu iki kavramın terim anlamlarına bakacak olursak; İslam: Hz. Adem'den bugüne kadar gelen, tüm peygamberlerin çağırdığı ortak davettir. İnsanlığın başlangıcından itibaren varolan ve kıyamete kadar korunacak tek dindir. Ayrıca islam bir bütündür; parçalanamaz, bölünüp esnetilemez. Yediğimiz şeye ve onu alırken kullanılan paraya kadar müdahale ederek insanın tüm hayatını disipline eden ve bununla beraber uygulandığı toplumlarda refah ve huzuru üst düzeye taşıyarak tarihe geçen bir dindir. En önemlisi insan mahsulü değil, kutsala dayalıdı...

FEMİNİZMİN KISKACINDA KADIN

Son yılların moda tabiri halini alan, t-sihrtler üzerine adı basılan, her sene en az bir defa savunucularını meydanlarda, ellerinde pankartlarla gördüğümüz bir akım var. Geçmişi ne yazık ki asırlara dayalı bir akım. Öyle ki sosyal medyada 'biyografi' bölümüne bir dinmiş-meslekmiş-memleketmiş gibi adı yazılan, gencecik hayatların 'kedinin kuyruğunu yakalamaya çalışması' gibi anlamsız bir mücadele içine girdikleri o meşhur kavram; "Feminizm". Kadının kadınlığını iki paralık edip kendinsini toplumda ispat etmekle zorunlu kılan Feminizm 18. yüzyılda Fransa'da filozoflar ve kadın yazarlarca ortaya atılan ve savunulan, daha sonraki yüzyıllarda her toplumda yandaş bulan, kadının siyasal ve toplumsal haklar bakımından erkekle eşit olması gerektiğini öne süren ve bunu gerçekleştirmeye çalışan akımdır. Bence feminizm, bir kadının kendine yapacağı en büyük hakarettir. Kadının feminzmle kendine verdiği zararı erkekler ona verememiştir. Geleneksel olarak bakacak olu...

MİSYONERLER DESTEKLENİYOR İSLAM DAVETÇİLERİ ENGELLENİYOR!

21. Asırdan yazıyorum bu satırlarımı.. İnsanın 'insan' gibi yaşamaktan vebadan kaçar gibi kaçtığı, yaşama şekliyle hayvanları utandırdığı, bazı kelime oyunlarıyla yığınların kolayca kandırıldığı, insanların kandırılmaya aşık, ahmak adamı oynadıkları bir çağdan yazıyorum. İslami camiaya, islami kimliği olanlar tarafından verilen zararın artık ölçülemediği bir çağdan yazıyorum. İnsanların uyutulmaya, sindirilmeye çalışıldığı bir çağdan "bu kafayı kesseniz de hakkı konuşur" diyen, on dakikalık telefon görüşmelerini bile tevhidi anlatarak ailesine ve talebelerine nasihat eden Alparslan Kuytul gibi yiğit bir hocanın talebesi olarak yazıyorum. Ve varlığını bilmediğim yüreklere sesleniyorum... 30 Ocak günü evine yapılan şafak operasyonuyla tutuklanan, 312 gün tecritte kalan, 24 Ocak'ta tahliye olup 24 saat geçmeden tekrar tutuklanan ve 17 aydır tutuklu bulunan Alparslan Hocanın telefon görüşme hakkı 'süresiz' yasaklandı. Ailesiyle görüşmesine kısıtlama getiril...

DAHA İYİ YAŞAMAK ADINA

Yaşamak dedik adına. Düşe kalka , utana sıkıla yaşamak dedik adına. Sırf daha iyi yaşayabilmek adına daha fazla çalıştı insanlar. Çocukları daha iyi yaşasın diye indi kömür madenine , inşaatlarda elli kilogramlık çimento çuvalları taşıdı , güneşin altında kazma-kürek salladı. Daha iyi yaşasın diye okudu çocuklar. Önceden okuyun adam olun diyenler ; şimdi okuyun memur olun demeye başladı. Çünkü memur olan iyi yaşardı (!) , haysiyetten nasibini alamamış insanlar bile memur olur , ailesinin iftiharını kazanırdı. Daha iyi yaşamak için üniversite okutuldu , daha iyi yaşamak için senelerce sınavlara hazırlandı , mezun oldu , atama bekledi . Sakın yanlış anlaşılmasın ! İşsizlerin %27'sini , yani 48 bin 854'ünün üniversite mezunları olduğundan , işsiz kalan mesleklerin başında mühendislik ve gazetecilik geliyor(yani en derin beşeri ilimlere sahip bölümler) bahsetmeyeceğim. Beni ilgilendirmiyor o kısımlar , gerçi şimdi hiçbirimizi ilgilendirmiyor. Evet! En son daha iyi yaşama...