SORULAR ÜZERİNE | Nasılsın?



        İnsan bazen duraksıyor. Sanki bir şeyler eksik gibi oluyor. Sanki yolculuktan önce nüfus cüzdanını evde unutmuş gibi, sanki istemeden kalbini kırmış gibi birinin, sanki dalgınlığına gelmişte yıllardır kullandığı bardağını yere düşürmüş; o da ilk düşüşünde kırılmış gibi. Kırık cam parçaları elime değil de kalbime batıyor gibi... Kırıkların üzerinde içemediğim çayın sıcaklığı, içimde tüm zerrelerimi donduran soğuk bir vicdan azabı; "neden dikkatli olmadım!"
Bazen insan duraksıyor. Biri tutsun kolundan, "nasılsın?" diye sarssın onu, sorar gibi değil, azarlar gibi, kızarak, bağırarak söylesin; "NASILSIN!"

Telefon Çalar:

+Efendim?

- Ben soru işareti

+ Uzun zamandır aramadınız, aklınız rahata ermiştir diye düşünmüştüm. 

- Son zamanlarda gayet iyiyim, bugün aklıma takıldı, sahi nasılsınız?

+ Anlamadım...

- Siz diyorum; nasılsınız? Halinizi anlatın; dinleyeyim...

+ Uzun zamandır bana sorulmayan bir soru diyebilirim. Klasik nasılsın diyaloglarından öteye geçmeyen ve sonunda soluk benizli soru işaretleri bulunan klasik bir nasılsın değil bu. Bir soru işareti tarafından sorulan, gerçek ve samimi bir nasılsın görüyorum. Nasıl olduğumu unuttum aslında, ne anlatılır ki?

- Bugün size tek sorum bu. Başka bir şey sormayacağım. Nasılsınız?

+ Nasıl olduğumu unutmak istediğim günler. Hatta adımı, hatta kim olduğumu. Yaptıklarımı ve yapamadıklarımı unutmak istediğim günler. Kimseye söyleyemediğim, soramadan yuttuğum düzinelerce soru işareti var hazmedemediğim. Her gece yastığıma kurulmuş bekleyen soru işaretleri var. Alarm sesiyle zihnimde beliren sorular var. Ama içlerinde nasıllığımla ilgili bir şey yok galiba. Çok yoruldum.
Vicdanımı ve prensiplerimi karşıma alıp her şeye rağmen ümit etmek çok yordu beni. Bu soru işaretleri çok yordu... Cevap veremediği sorular olurmuş insanın. Cevabı kendinde saklı olmayan. Hatta bazen diyorum ki yıldızlara ulaşırım ama bu soruların cevabına ben ulaşamam. Onların beni bulması gerek, ben arayamam. 
Nasıl mıyım? Elim yüreğimde, aynı noktaya mıhlanıp kalmış. Onu aşsam başka meselelerle uğraşacağım. Aşamıyorum. Biri de sormuyor nasılsın diye. Tanıdığım onlarca insanla beraber yalnız başıma yaşıyorum sanki. Beklenti her zaman üzer. Bıraktım beklemeyi. Aşamadığım şeyleri aşamadığımı unutmuştum aslında. Artık alıştım buna. Kendime kızmıyorum, hırsımı içimdeki çocuğa eziyet ederek çıkarmıyorum. Yeri gelince gülüyorum, yeri gelince konuşuyorum. Okuyorum, şimdi yazıyorum. Hayatımın çoğuna bir sükut örtüsü örtmüş gibiyim. Her şey o örtünün altında kalmış gibi. Biri gelip açmazsa örtüyü kaldırmadan ateşe vereceğim tüm soru işaretlerini. Bunu yapmak istemiyorum. Biri gelsin; sorsun istiyorum. Dost çok güzel söylemişti; "eğer kaderin ise bir dağın altında olsa bile seni bulur." 
Sükut. Bu konuşmaktan daha zor. Ağız dolusu susuyorum. Susarak anlatıyorum ama kimse sessiz kelimelerimin sesini duymuyor galiba. Sahi sessizliğinde sesi olurmuş da herkes duyamazmış; bunu öğrendim...
Benimki de garip bir umut işte, hiçbir dayanağı yok. Öyle...

Ne sormuştunuz? nasıl mıydım?
İyiyim.
Siz nasılsınız?



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DİNLENMEYİ ÖĞRENMEK

SOSYAL MEDYA VE REEL HAYAT

Değişmek | Değişime Direnç Göstermek