Sorular Üzerine 3 | ÖLÜM KORKUSU



      Korkuyorum... Herksin bu hayatta korktuğu bir şeyler vardır. Kaybedecek çok şeyimiz var, bileklerimize ağırlık yapıyor; yürüyemiyoruz. Adeta sürünüyoruz dünyanın yollarında. Dimdik yürüdüğümüz caddelere aldanmamak gerekiyor; yüreğimizdeki kamburu yalnızca biz biliyoruz. Aşikar edemediklerimiz, kaçtıklarımız ve itiraf edemediklerimizle yaşıyoruz. Evet ama nereye kadar! Nereye kadar kaçabiliriz korkularımızdan? 


Telefon Çalar:

+ Efendim...

- Ben soru işareti. Sormak istediğim şeyler var...

+ Dinliyorum, buyrun.

- Korkuyorum. Yıllar oldu aynı yerdeyim, korkularım ilerlememe engel oluyor.Benimle korkularımın üzerine kadar gelir misiniz?  

+ Ne anlatmamı istiyorsunuz?

- Birçok şey var korktuğum. Öncelikle bana biraz korkuyu anlatın.

+ Dünyadan geçiyoruz; buradan üzerimize sinen birçok duygu var. Yaşamın tadı mutluluk var mesela, aynı yaşamı karartan hüzün. İnsanların kalplerinden başlayıp tüm dünyayı mahfeden nefret var, öfke var. Korku da bu duygulardan bir tanesi işte. İnsan olmanın bir gereği de korkmaktır belkide. Hem biz hep bir şeylerden korkmadık mı şimdiye kadar?Bebekken aynada gördüğümüz kendimizden korktuk, büyüdük ve görememeye başladık kendimizi. Kendimize yeni korkular icat ettik. Köpekten korktuk mesela; çünkü köpek ısırırdı. Belki bir bebek gibi masum kalabilseydik; en çok aynada gördüğümüz suretimizden korkardık. Ellerimizden, güzel cümleleri gayet alışıldık söyleyebilen dilimizden korkardık. Ve eğer kalbimiz aynadaki suretimize yansısaydı mahlukat korkardı bizden. Ama biz yılandan korkmayı tercih ettik; zehirliydi, öldürürdü. Yüksekten korktuk, kapalı alanlardan, sudan, havadan... Biz sonumuzun olduğu gerçeğinden korktuk aslında. Bu sebepten kimse tek gidemez mezarlığa, kimse bir ölüyü görmek istemez, kimse incitmez içinde uyuyan korkusunu. Korkuların üzerine gidilir öyle değil mi? Bunu söylüyorsunuz? Biz korkularımızı pamuktan bir örtüyle kundaklamış ve yüreğimizin en ücra köşesinde uykuya yatırmışız. Bir bebeğin uyuması onun olmadığı anlamına gelmez öyle değil mi? Uyanınca ağlayarak hayatınızdaki tüm faaliyetleri durdurur; yalnızca onu susturmaya çalışırsınız. Yemek vakitleri geçer, geceler devrilir ama anne hâlâ uyanıktır; bebek susmaz. Korkularda arsız bir bebek mesabesinde aslında. Ağlamaya başladığında her şeyi durdurur ve yalnızca onunla ilgilenmek zorundasınızdır. Bebekleri uyuttuk ama nereye kadar? Az sonra uyanacaklar...
Korku bir bebek gibidir. Bilinçli bir anne bebeğini sûni yöntemlerle sürekli uyutmak yerine, uyandığı zaman onun terbiyesiyle ilgilenir. Tüm duyguların terbiye edilmesi gibi korkunun da bir eğitimden geçmesi gerekiyor. Neyden korkuyorsunuz?

- Ölümden korkuyorum. Yalnızlıktan, toprağın altına girmekten, karanlık bir mezar düşüncesi korkutuyor beni. Unutulacağım gerçeği hepsini bastırıyor. Nasıl terbiye etmem gerektiğini bilmiyorum; nerede yanlış yapıyorum?

+ Bir kitapta şöyle diyordu; 'Adınızı bilen en son kişi öldüğünde bu dünyada sanki hiç yaşamamış gibi olacaksınız.' Bu söz üzerine ne kadar düşündüğümü hatırlamıyorum ama birkaç gün aklıma geldikçe tadımı kaçırdığı kesindi. İlk etapta sen öldükten sonra bunların bir anlamı yok diyerek telkin ettim kendimi. Senin güneşin batmıştır ve dünyanın güneşin etrafında dönüşünün, savaşların, kavgaların bir anlamı olmaz dedim. Az bir süre idare ettim bu cümlelerle. Sonra Zarifoğlu'nun dediği "çiçekler bensiz açacak" sözü geldi aklıma. Zoruma gitti. En çok o zaman katili oldum papatyaların, papatya cesetleriyle doldu kitaplarım. Yılmayacaktım; "dünya bensiz de dünyaydı, darılmadım" dizeleriyle susturmaya çalışıyordum kendimi, olmuyordu, darılmıştım. Güneşin benim için doğmayacağı, gecelerin süsü dolunay, kışın portakalı, yazın karpuzu... Üzüldüğüm şeyler elbette meyveler değil; benim dünyada yiyecek bir lokma ekmeğim kalmayacaktı. Bu dünyadan geçmiştim ve kimsenin haberi olmayacaktı öyle değil mi? 
Kumdan kaleler inşa ediyoruz hayatımızla. Çocukluğumuzu dolduruyoruz kovaya; ters çevirip kalemizin ilk surunu inşa ediyoruz Gençliğimizi dolduruyoruz, deli heyecanlarımızı, zihnimizin açık olduğu sabahları, sessiz geceleri dolduruyoruz. Üzerine kürekle bastırıyoruz ki görüntüsü güzel olsun. Evet sağlam olduğunu düşünüyoruz. Yıkılması için bir dalga belirdi zihninizde; dalga kadar kuvvetli olmasına gerek yok, iki dudağımız arasından çıkacak son nefesimizle yerle bir olacak kalemiz. Bir yaprağı bile kımıldatamayan, çoğunluğu çaresizlik ve pişmanlık olan son nefesimizle yerle bir olacak hayallerimiz, gençliğimiz, biz...
Necip Fazıl der ya; "Üç günlük dünyada gayret üstüne gayret, ebedi bir yaşam için gayret yok hayret!" Deniz manzarasıyla kaleler yapmaya uğraşacağımıza toza toprağa talip olup bir ev inşa etseydik... 
Ölüm bütün korkuların mayası belki de. Tüm korkuların altında ölüm korkusu var. Onu aşarsak bu dünyada kaybedecek bir şeyimiz kalmaz. Bu dünyada kalıcı bir iz bırakabilirsek, birilerinin hayatlarına dokunabilirsek mesela, bir ağaç dikmekten öte; bir nesil inşa edersek, o neslin duvarında bir tuğla olabilirsek ardımızda bir iz bırakmış oluruz. Unutulmayacağız, ardımızdan edilen hayır duaları kabrimize aydınlık olacak.Şair demiş ya; "ne kervan kaldı ne at, hepsi silinip gitti. İyi insanlar iyi atlara binip de gitti. Ne han kaldı ne hancı, ne de bağ kaldı ne bağcı..Ama öyle kimseler var ki; tarih onları unutmadı." 
Tarih bazı yiğitlerin bıraktığı derin izleri kaydetti."Dağlara buğday serpin" diyen Ömerler gitti, adalet kambur kaldı. "Ben de var mıyım?" diyen Ebubekirler gitti ve yetim kaldı doğruluk ve fadakârlık. Haya timsali Osmanlar terketti bu dünyayı, yerine "ayıbın yolu kayıp" diyen gençleri doldurdular caddelere. Hz Ali gitti, ilmin kapısı kapatılırken saçmalıklar yuvası kampüslerin kapıları ardına kadar açıldı. Biz bu çağda onların ayak izlerine basarak yürümeye çalışıyoruz. Yol uzun, bazen yoruluyoruz ya da daha açığı zorlanıyoruz. Ölüm gerçeği dizlerimizin bağını çözerken, kalbimizdeki buzları çözemiyor. Nefsimizin dizginleriyle karışıyor belki de. Önce onları bir toparlamak, diğerlerini çözmek lazım. Bu dünyadan ben geçiyorum; birilerinin haberi olmalı, birinin elinden tutayım, birinin yüreğinden. Elim boş gitmeyeyim bu dünyadan. Ayak izlerimi takip edenlerin olacağı iddiasında değilim, ancak "mü'min kulun semada iki kapısı vardır buyuruyor peygamberimiz; birinden ameli yükselir diğerinden de rızkı iner. Bu mü'min ölünce iki kapıda ağlar." 
Ardımda ağlayacak birilerinden ziyade yer ağlasın ardımdan, gök ağlasın. Kurtulalım ölüm korkusundan.

- Bana kurtulmam için kestirme bir söz söyleyin o halde.  

+ "Hayatım islam'a fedadır" diyebilirsiniz. Dünyadan nasipleneceğim iki lokma ekmeğim, iki gecem, üç gündüzüm var. İslama feda olsun. Hayatımız islama feda, ölümümüz çağlara bir iz olsun. Yerler ve gökler ardımızdan duaya dursun.. 

Telefon kapanır...

13.11.19
  

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DİNLENMEYİ ÖĞRENMEK

SOSYAL MEDYA VE REEL HAYAT

Değişmek | Değişime Direnç Göstermek