Sorular Üzerine 2 | SOMUT - SOYUT

Karanlığın güneşin ışığını yuttuğu bir gece...
Güneş bile vazgeçmiş bugünden, soru işaretleri bir türlü vazgeçemiyor. Ağır ağır öldürmekten ziyade, zorla sükutun deli gömleğini giydiriyor gibiler. Geceden kalan avuç avuç sessizlik, yığınla soru, biraz bekleyiş ama artık çoğunlukla vazgeçiş. Geceden kalan masama dizili soru işaretleri. Geceden kalan gündüzün mağlubiyeti, güneşin çaresiz vazgeçmesi bugünden. Güneş bile vazgeçti bugünden, ben vazgeçemiyorum...

Telefon Çalar:

+ Efendim.

- Ben soru işareti. Biraz rahahtsız edeceğim sizi, sonra isterseniz yine kapatabilirsiniz.

+ Buyrun, dinliyorum.

- İnsanlar "somut" ve "soyut" diye ikiye ayırıyorlar her şeyi, ben bunu pek anlamadım. Arama motorlarının verdiği "elle tutulur, gözle görülür" cümlesiyle başlayan veriler de çok içime sinmiyor açıkçası. Daha iyi bir cevabı olmalı...

+ Örnek verebilir misiniz? 

- Mutluluğa, acıya, hüzne soyut; elmaya, masaya, perdeye somut diyorlar. İçime sinmeyen bir şeyler var, başka bir bakış daha olmalı. Hayata sadece bir pencereden bakmak istemiyorum.

İnsanlar mutluluğa soyut diyorlar demek? Bu nasıl olur! Büyük yanılgı içindeler. Elmayı sadece elimizle tutuyor ve tadını hissediyoruz. Oysa mutluluk öyle midir?
Mutlu bir insan görmüşsünüzdür mutlaka; onların yüzünde güzellik vardır, gözlerinde mutlu bir çocuk gülümser size. Yaptıkları yemek lezzetli olur, sözleri içe dokunur. Sonra havada gibi yürürler, çok güzel gülerler.
 Bir de mutsuz, acı içinde, hatta bir yakınını kaybetmiş bir insanı düşünün lütfen; onların gözlerinin feri sönmüştür. İştahsızdırlar ve konuşmamaya yeminli gibi kapalı tutarlar ağızlarını. Yürürken düşecek gibi yürürler. Cenaze namazının ön safında kollarına girilmiş, ayakta durmaya çalışan anneleri ve eşleri hatırlayın. 
Mutlu bir insanın elmaya bakışını, onu yediğinde hissettiği tadı, mutsuz bir insanla mukayese edin. Hastanın ilaç içerken yüzünde oluşan tatsız ifade vardır mutsuz insanda. Oysa mutlu olan sanki dünyada son kalan elmaya sahip olmuştur, sanki en güzel elmayı yiyordur. 
Şimdi soruyorum size; insanı havada yürüten, ve insanı yürüyemeyecek kadar biçare eden bu iki duygu nasıl soyut olabilir? Somut dediğimiz elmaya tadını veriyorsa, perdeleri güzelleştiriyor ise gözümüzde, elimizden çıkanlara lezzet veriyorsa nasıl soyut diyebiliriz mutluluğa? İnsanlar yanılıyorlar, mutluluk bir elmadan daha somut ve daha gerçektir. Sadece elimizle tutamayız. Ancak elle tutulup gözle görülen her şeye anlam ve değer katan odur. Umarım anlatabiliyorumdur?

- Bazı şeyler yavaş yavaş oturuyor gibi, lütfen devam edin.

+ Mutlu bir insanın yüzünü düşünelim o halde, gözlerinden başlayalım; 
Mutlu insanın gözleri çok güzeldir. Zahiri bir güzellikten, gözün renk ve şeklinden bahsetmiyorum. Bakınca içinizde güzel duygular oluşur; sanki size içindeki mutluluğu gözleriyle enjekte etmiş gibidir. Şimdi de mutsuz insanın gözlerini düşünelim;  Mutsuz bir insanın gözlerine bakınca masmavi gökyüzü simsiyah oluverir bir anda. İçtiğiniz çay acılaşır, yemek tatsızlaşır, kalbinize bir ağırlık çöker ve sanki biri nefes borunuza bir şeyler sokmuştur; nefes alamazsınız. Abarttığımı düşünmeyin sakın; mutsuz bir insanın etkisi mutlu bir insanın yarattığı etkiden kat kat fazladır. "İnsanın güzelliği sözünden, yüzün güzelliği gözünden anlaşılır." demiş atalarımız. Gözler, diğer organlarında aynasıdır. Şimdi soruyorum; iki insanda olan aynı göz, aynı ağız, burun, kulak... Ancak ne kadar farklı olduklarını siz de görebiliyorsunuz. Hâlâ soyut diyebilir misiniz bu iki duyguya? İnsanın uykularını kaçıran acıya kim soyut diyebilir? İnsanın kalbini yerinden çıkaran, elini ayağına dolaştırıp en iyi kurduğu cümleleri dilinin ucuna zincirleyen heyecana kim soyut diyebilir?  

- Çok doğru... Artık daha iyi anladım. Evimin bahçesine şimdiye kadar minik bir pencereden bakıyordum, artık balkona çıkmış gibi hissediyorum. Balkonları bilirsiniz; ne evdesinizdir ne de dışarda. Üşüdüğünüz an içeri girebilir, istediğinizde çayınızı alıp çıkabilirsiniz. 

+ Sevindim, ben de balkonları severim. Belirtmek isterim ki, bunlar benim şahsi düşüncelerim, hiçbir bilimsel dayanağı yok. Ayrıca doğruluğu kesin değil ve birileri tarafından da kabul edilmiş değiller. 
-  Ben kabul ediyorum bunları. Artık birileri tarafından kabul edilmiş sayıp anlatabilirsiniz.

+ Anlatacağım birileri yok. Daha doğrusu bunları dinlemek isteyen birileri yok. İnsanlar fazlaca meşgul, hem daha önemli işleri var onların. Meşgul etmek istemem. Sizin aklınıza takılmış, anlattım, kimsenin böyle şeyleri düşündüğü de yok..
Size tavsiyem çok düşünmemeniz... İnsan fazla düşününce kara derde yakalanmış gibi oluyor. Ben çok düşünmemeye çalışyorum artık.

- Başarılı olabiliyor musunuz?

+ Hayır, olamıyorum. İçimde konuşan sesi bir türlü susturamıyorum. Eğer bir yolunu bulursanız lütfen beni de arayın..  Bu kadar takılmayın soyut ve somut tanımlarına. Sonuçta ikisi de gerçek..
Şimdi kapatmak zorundayım. Mutlulukla kalın.

20.10.2019

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DİNLENMEYİ ÖĞRENMEK

SOSYAL MEDYA VE REEL HAYAT

Değişmek | Değişime Direnç Göstermek