BURASI DÜNYA


"Bu nasıl bir dünya hikâyesi zor; Mekânı bir satıh, zamanı vehim. Bütün bir kâinat muşamba dekor, Bütün bir insanlık yalana teslim." dediği Necip Fazıl'ın...

Bu nasıl bir dünya;
Yas ve düğün evlerinin aynı yerküre üzerinde, doğumhane ve morgların aynı bina içinde olduğu bir dünya...
Gözlerini toprak hırsı bürümüş insanlarla aynı toprak altında çürüyen insanların olduğu bir dünya. Gece ve gündüzün, bahar ve kışın, soğuk ve sıcağın birbirinden ayrılmayan parçalar halinde birbirlerine değer kattığı bir dünya. 

Bu tezatlar silsilesinde bir miktar uyum aramaya çalışan bizler varız bir de. 
Çekirdeği ateşten olan bir yerküre üzerinde, ateşten etkilenmeden yaşayan ama nedense ateşi ışık sanıp ısrarla ateşe koşan bizler varız. Ders almamak için kör adamı oynayan bizler varız.
Yanı başımızda çağlayan ırmaktan içmeyi akıl etmeyip yüreğimizin yangınını üfleyerek söndürmeye çalışan bizler varız. 
Her sabah yanan güneşten ders almayan bizler varız. Yanamasa da ışığını güneşin yangınından alarak ışık saçan dolunaydan gafil bizler varız. 
Dünyadan eksiltiyoruz ki, işin acı tarafı biz de eksiliyoruz. Her gün yemek yiyen, su içen ve buna benzer fizyolojik ve psikolojik olarak kendine sürekli bir şeyler depolayan bir insan nasıl eksilebilir, eskiyebilir bilmiyorum...

Her gün ışık kaybetmek pahasına mazeretsiz doğan güneş, akıp gitse de eksilmeyen su kaynakları, gecenin süsü dolunay, sabahların neşesi kuşlar, bahçemizde açan kırmızı gül ve daha bahara ulaşmadan gülün boynunu vuran rüzgar...
Kainat görevini eksiksiz yapıyor. Ben de sabah kahvemi yapıp öten kuşları dinliyor, zorlu doğumunu gerçekleştiren güneşin kızıl manzarasında arada bir şeyler fısıldıyorum boşluğa. Gafletten lezzet almak tam olarak bu oluyor galiba. Kendi eksikliğine karşı sıcak bir kahve ve acılı birkaç mısra şiir...
"Görevini bil,  unutma!." diyorlar. Sahi neydi bizim şiarımız; "H.İ.F". Hayatım İslam'a Fedadır.
Yaş on bir. Bütün zorluğunu düşünerek haftalar sonunda bunu yazıyorum kitabımın başına. "Zaten bir defa öleceğiz değil mi? Feda olsun." Bir defa yaşayacağız değil, bir defa öleceğiz diyorum. Çünkü beklediğimiz hayat bu dünyadan çok daha güzel. Üstelik üzüntü yok... 
Arapça sınavına çalışırken gökyüzünün güzelliğini göstererek beni mola verip kahve içmeye ikna etmeye çalışan arkadaşıma söylediğim cümleleri hatırlıyorum birden bire; "dünya çok güzel, gökyüzü de öyle. Ama biz imtihana çalışmak zorundayız. Sınav bitsin, ben yapacağım kahveni." Mola vermedik, sınava girdik. İkimizde doksan beş aldık sınavdan. Beş puanımız da sınava on dakika kala "artık yeter! Bu kural da çıkmaz, biraz dinlenelim" deyip bıraktığımız o yeren kırıldı.
Dünya çok güzel. Gökyüzü, kuşlar, şiirler hatta yalnızlık çoğu zaman. 
Ama biz bütünlemesi olmayan, kazanmaktan başka çaremizin olmadığı bu imtihana çalışmak zorundayız...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DİNLENMEYİ ÖĞRENMEK

SOSYAL MEDYA VE REEL HAYAT

Değişmek | Değişime Direnç Göstermek