Konstantin Yolcusu Kalmasın!
"Fatih yetiştirme hayallerini bırak. Önce Fatih ol!"
Ne kadar manidar bir söz...
Neyin Fatih'iyim ben? Açamadığım onlarca kapı, düşman zeki, ben artık deli değilim. Öyle diyor Fatih: "Onlar boğazı zincirleyecek kadar zekiyse biz de gemileri karadan yürütecek kadar deliyiz!"
Rumeli hisarı karşısında düşünüyorum Fatih'i. Bu sözü öyle manzarası güzel bir yerden söylemiyor. Aşması gereken dev surlara karşı söylüyor. Söylemesi bile zor...
Ne oldu peki? Ne değişti içimde? Betondan şehre ithaf ettiğim yazılarım kayboldu kalbim kadar temiz (!) sayfalarımdan. 21. asır yakasını kurtardı sonunda kalemimden. Kimse okumazdı çağa meydan okuyuşlarımı. Satırlarımda savaşlar başlatır yazının sonunda kendi başlattığım savaşın galibi olurdum. Öyle ya! Hak olan davada zafer mutlaktı. Baş koyduğum dava haktı, zerre şüphe yoktu içimde. İslam medeniyetinin temellerini atardım günlüğümde. Medreseler kurar müderrisliğini yapardım. Her gece uyumadan günümü saatlere ayırıp muhasebesini tutardım. Dedim ya, deliydim önceden. Fatih'in kanı benim damarlarımda dolanırdı. Hoca dersten çıkınca kitabımı açardım. Sonra bir başka kitap, yeni bir kitap daha. Üzülürdüm de sık sık. Yalınayak kağıt toplayan çocuğun hüznü benim gözlerime dolardı. Parkta pamuk şeker satan çocuğun çaresizliği benim satırlarıma akardı. Gökyüzünü resmederdim kelimelerle, gözlerimin içine bakan sokak kedisine şiirler yazardım. Şiirler ezberler arkadaş ortamının en alakasız yerinde mani gibi birden okumaya başlardım. Çocuktum zaten, kimse de tuhaf karşılamazdı bu hallerimi. Dedim ya, deliydim önceden...
Hedeflerimi anlatırdım babama. Gecenin süsü dolunayı sabah ezan okuyan müezzine hediye eder öyle uyurduk. Uykumu zorla koyardım kaçtığı kafesine. Hep anlatırdım. Anlattıklarımı bilirdi ama ilk defa duyuyor gibi dinlerdi. O konuşmalardan sonra heyecandan uyuyamazdım. Sonra babamın güzel sözleri aklıma gelirdi, mutlu olduğum halde nedenini bilmeden göz yaşlarım yastığımı ıslatırdı. Öyle uyuyakalırdım. Sanki gözlerimden akan birkaç damla medeniyetimin çiçeklerini sulardı. Merdivenlerden koşarak inerdim de annem arkamdan bağırdı. Kursta kaç defa uyarmıştı hocam bilmiyorum. Gücüm varmış ki koşmuşum diyorum. Neden şimdi ağır ağır iniyorum merdivenlerden? Hayır büyümedim. Büyümek istemiyorum da. Akıllı olmak da istemiyorum. Fatih diyorum, nelerinden vazgeçti fetih uğruna. Bense ne medeniyet kurdum ne de kurmaya çalışanlara bir tuğla katkıda bulundum. Dua ederdim, "Allah'ım büyük gedikler kapatmamı nasip et! Ya beni büyüt ya da gedikleri küçült. Sen her şeye kadirsin."
Betondan şehir karşımda duruyor. Çok değil, az zaman önceki deliliğimi alıyorum karşıma. Kendimle savaşlarımın dökümanını seriyor önüme. Kendime meydan okumalarımda uykusuz kaldığım geceleri gösteriyor. Şimdi kaçtığım uyku limanlarını ateşe veriyor bir bir. Allah'tan istediklerimi hatırlatıyor. Şiarımı çarpıyor suratıma. Ben deliliğimden olmak istemiyorum. Bu çağın akıllılarından olmak istemiyorum!
05.07.2020
Ne kadar manidar bir söz...
Neyin Fatih'iyim ben? Açamadığım onlarca kapı, düşman zeki, ben artık deli değilim. Öyle diyor Fatih: "Onlar boğazı zincirleyecek kadar zekiyse biz de gemileri karadan yürütecek kadar deliyiz!"
Rumeli hisarı karşısında düşünüyorum Fatih'i. Bu sözü öyle manzarası güzel bir yerden söylemiyor. Aşması gereken dev surlara karşı söylüyor. Söylemesi bile zor...
Ne oldu peki? Ne değişti içimde? Betondan şehre ithaf ettiğim yazılarım kayboldu kalbim kadar temiz (!) sayfalarımdan. 21. asır yakasını kurtardı sonunda kalemimden. Kimse okumazdı çağa meydan okuyuşlarımı. Satırlarımda savaşlar başlatır yazının sonunda kendi başlattığım savaşın galibi olurdum. Öyle ya! Hak olan davada zafer mutlaktı. Baş koyduğum dava haktı, zerre şüphe yoktu içimde. İslam medeniyetinin temellerini atardım günlüğümde. Medreseler kurar müderrisliğini yapardım. Her gece uyumadan günümü saatlere ayırıp muhasebesini tutardım. Dedim ya, deliydim önceden. Fatih'in kanı benim damarlarımda dolanırdı. Hoca dersten çıkınca kitabımı açardım. Sonra bir başka kitap, yeni bir kitap daha. Üzülürdüm de sık sık. Yalınayak kağıt toplayan çocuğun hüznü benim gözlerime dolardı. Parkta pamuk şeker satan çocuğun çaresizliği benim satırlarıma akardı. Gökyüzünü resmederdim kelimelerle, gözlerimin içine bakan sokak kedisine şiirler yazardım. Şiirler ezberler arkadaş ortamının en alakasız yerinde mani gibi birden okumaya başlardım. Çocuktum zaten, kimse de tuhaf karşılamazdı bu hallerimi. Dedim ya, deliydim önceden...
Hedeflerimi anlatırdım babama. Gecenin süsü dolunayı sabah ezan okuyan müezzine hediye eder öyle uyurduk. Uykumu zorla koyardım kaçtığı kafesine. Hep anlatırdım. Anlattıklarımı bilirdi ama ilk defa duyuyor gibi dinlerdi. O konuşmalardan sonra heyecandan uyuyamazdım. Sonra babamın güzel sözleri aklıma gelirdi, mutlu olduğum halde nedenini bilmeden göz yaşlarım yastığımı ıslatırdı. Öyle uyuyakalırdım. Sanki gözlerimden akan birkaç damla medeniyetimin çiçeklerini sulardı. Merdivenlerden koşarak inerdim de annem arkamdan bağırdı. Kursta kaç defa uyarmıştı hocam bilmiyorum. Gücüm varmış ki koşmuşum diyorum. Neden şimdi ağır ağır iniyorum merdivenlerden? Hayır büyümedim. Büyümek istemiyorum da. Akıllı olmak da istemiyorum. Fatih diyorum, nelerinden vazgeçti fetih uğruna. Bense ne medeniyet kurdum ne de kurmaya çalışanlara bir tuğla katkıda bulundum. Dua ederdim, "Allah'ım büyük gedikler kapatmamı nasip et! Ya beni büyüt ya da gedikleri küçült. Sen her şeye kadirsin."
Betondan şehir karşımda duruyor. Çok değil, az zaman önceki deliliğimi alıyorum karşıma. Kendimle savaşlarımın dökümanını seriyor önüme. Kendime meydan okumalarımda uykusuz kaldığım geceleri gösteriyor. Şimdi kaçtığım uyku limanlarını ateşe veriyor bir bir. Allah'tan istediklerimi hatırlatıyor. Şiarımı çarpıyor suratıma. Ben deliliğimden olmak istemiyorum. Bu çağın akıllılarından olmak istemiyorum!
05.07.2020
Yorumlar
Yorum Gönder